‘SEÇİMİN FOTOĞRAFI’ NASIL ÇEKİLDİ?!
Barış Avşar
Dört kardaşız bir gömlekte yatarız
Gömlek birdir bir vücuda çatarız
Kendimizi ateşlere atarız
Ateş nedir duman nedir kül nedir
(Pir Sultan Abdal)

İttihat ve Terakki’yi Türkiye’de modern anlamda ilk ‘siyasi parti’ olarak kabul edersek eğer, bir ‘parti’ için tarihin kendine ayırdığı ilk sayfalarda oldukça iddialı bir giriş yaptığını da kabul etmeliyiz: Padişahı devirip sürgün etmek az buz iş değildir!
Geniş ve farklı halk kitleleri için yüzyıllarca birikmiş esaret duygusunun yerini bir süre için ‘özgürlük’ ve ‘eşitlik’ duyguları alır böylece. Osmanlı’ya boyun eğdirmek ne demek?!
1915’te partili milletvekillerini Ermeni oldukları için katletmeye başladığında ise İttihat ve Terakki özgürlük ve eşitlik defterini çoktaaan kapatıp fırlatmıştır ‘devlet’in çöp kutusuna. Yerine ‘Türkün büyük Turan ülkesi’ geçmiştir.

Ancak İttihat ve Terakki’nin bütün kadroları Enver gibi, Talat gibi ‘sonuna kadar’ gidip, felaketini çabuklaştırdıkları imparatorluktan önce kendileri mahvolmadı. Çökenin altından çıkacak ‘yeni’ için önderlik etmeyi seçenler Anadolu’da ayaklananlar içinde yer aldı. Ölüm kalım savaşından doğan yeni ülke belki onca kaybın ve acının üzerine ‘1908 Devrimi’ndeki kadar coşkulu atılamadı ‘özgürlük’ ve ‘eşitlik’ fikri üzerine, ki zaten eşit olunacakların bir bölümü katledilmiş bir bölümü de sınırlar dışında kalmıştı. Bir de tabii düşmanı kovmak, devleti yeniden kurmaktı asıl kavga… Ama işte ‘halkların temsiliyeti’ savaş meclisinin az çok temel ilkesiydi yine de… Taa ki Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İstiklal Mahkemeleri bir silindir gibi tüm muhalefetin üzerinden geçene, şöyle ya da böyle çıkan her isyan yeni devletten ‘en ağır karşılığı’ görerek ezilene kadar. Ondan sonrasında artık kurtuluş mücadelesinin yarattığı kardeşliğin yerine tüm haşmetiyle ‘Türkün ulus devleti’ geçti.

Bizdeki demokrasinin ‘özlü tarihi!
O günden bu yana kurulan statüko hep ‘tartışılamaz’, ‘değiştirilemez’, ‘ağız burun eğilemez’ olageldi. Aksini yapmaya kalkan da tokadı yedi! Demokrat Parti, ‘Ortanın Solu’ndaki CHP, Anavatan Partisi, SHP ve nihayet AKP; tek parti rejimine karşı, milliyetçi/gerici bloğa karşı, askeri darbe sonrası ülkenin üzerine çöken karanlığa karşı ve nihayet ‘vesayet rejimi’ne karşı halklara ‘umut’ vererek oy topladılar. İktidar olabilenleri İttihat ve Terakki geleneğini bozmadı. Ya mevcut zulüm makinesiyle uyuştu ya da son 5-6 yıldır yaşadığımız gibi kendisi zulmün yeni aracı olmaya soyundu.
1970’lerin Ecevit’i ve 1990’ların Erdal İnönü’sü gibi kısa süreli iktidarlar yaşasalar da asıl olarak ‘müzmin muhalif’ durumuna hapsolanlar ise her iki pozisyonlarında da aldıkları oyların karşılığını veremedi. Evet belki ‘umut’ olmayı başardılar, halkları buna ikna da ettiler ama zaten bir adım ötesi kendilerini inkâr olacağı için, ‘devlete rağmen’ halkların hayrına iş yapılamayacağı için, kanın ve acının üzerine, yanına, önüne, arkasına oturmaya devam ettiler sadece. İttihat ve Terakki’den bu yana ‘sadece oy veren’ halk, demokrasi adına bunu yapmaya devam etsindi yeter ki, seçim zamanı geldiğinde verilecek bir umut bulunuyordu nasılsa.

‘Demokrasi’mizin bu ‘özlü’ tarihidir, Gezi Parkı bütün barikatları aşıp Türkiye’ye yayılmışken, zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Demokrasi sadece sandık değildir” dediğinde zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a, “Hayır efendim demokrasi sadece sandıktır, oradan çıkan sonuç ne derse o olur” diye cevabı anında yetiştirten! 7 Haziran sonrası bugün, yeniden sahne almaya çalışan emekli cumhurbaşkanı Abdullah Gül, o gün “Batı’ya ne deriz” mahcubiyetiyle ‘norm dışı’ mızmızlanıyordu… Doğrusunu Recep Tayyip Erdoğan söylüyordu: Bizde demokrasi buydu, bu kadardı, bir adım ötesi kaostu, yıkımdı, terördü!

Müsamerenin çarkına çomak…
İşte 5 Haziran Cuma günü HDP Diyarbakır mitingindeki bombalı saldırıda iki kolundan ve yüzünden yaralanarak hastaneye kaldırılan ve 7 Haziran Pazar günü tamamen sargılı kollarıyla plastik seçim sandığının üzerindeki ince yarıktan oy zarfını atan seçmeni gösteren fotoğraf, bu yüzden ‘seçimin fotoğrafı’dır.
Sadece 7 Haziran 2015 Genel Milletvekili Seçimi’nin de değil ama… Kürt, işçi, öğrenci, kamu emekçisi, kadın, Alevi ayırmadan ‘meclis dışı’ bütün muhalefetin üzerine tankla, tüfekle, TOMA’yla, copla giden ve ‘demokrasi’ için sadece sandığı gösteren rejimin kurduğu tüm barajların yıkılışını ve dahi 1908’den 2015’e tam 107 senedir oynanan parlamenter müsamerenin bozgununu da gösterdiği için ‘bizim’ bütün seçimlerin fotoğrafıdır biraz da. TİP’ten beri ince ince işlenen seçim ve siyasi partiler kanunlarıyla, tahammül gösterilemeyecek her türlü muhalefeti dışarıda tutma becerisini onlarca yıldır sürdürenlerin yaşadığı en büyük hezimettir belki de…

Diyarbakır yolunda katledilen Ermeni milletvekilleri, Dersim meydanında asılan milletvekili Hasan Hayri Bey, kendi kravatları ile boğulmaya çalışılan TİP milletvekillleri, Mehmet Sincar, Orhan Doğan ve tüm yol arkadaşları kazandı bu son seçimi!

107 yıllık acımasız makinenin çarkına sokulan en sağlam çomaktı bu… Bir ucundan tutanların ellerine sağlık!