Hakkı Özdal

 

Engels şöyle diyordu: “Gözlerimizin önünden geçen bir tarih hakkında yapılacak toplu bir açıklamanın bütün koşulları, kaçınılmaz olarak, yanılgı kaynakları içerir; gene de bu, hiç kimseyi güncel tarih yazmaktan alıkoyamaz.”

Kürt halkının dergisi Tiroj’a, 2016’nın ilk sayısı için bir yazı yazmak gerektiğinde, Kürt özgürlük mücadelesinin ve onun, sınıfsal, siyasi ve kültürel olarak oldukça karmaşık/çeşitli bir coğrafyadaki seyrinin, geride bıraktığımız yıla dair değerlendirmesini yapmak yetmiyor. “Gelecek” yıla ve döneme ilişkin de şeyler söylemek gerekiyor. Engels’in işaret ettiği “yanılgı kaynakları”nı da içeren bir ‘güncel tarih’ denemesi bu…

Türkiye egemen sınıflarının ve onların iktidarı elinde tutan kesimlerinin 2013 yılından beri yaşadıkları derin kriz, günümüze dek, bir nebze olsun azalmadan, aksine büyüyerek ve derinleşerek geldi. ‘Genel oy hakkı’nı, kriz anlarında siyaseti yasaklamak suretiyle bir ‘rıza devşirme mekanizması’na dönüştüren ‘Türk demokrasisi’nin kasım ayında ortaya çıkardığı tablo, bu gerçeği değiştirmiyor. Ancak, dinci-milliyetçi-muhafazakar bloğun, Türk siyasetinin geleneksel sağcı güçlerinin, iktidarını tahkim etme konusunda gösterdiği ‘beklenmedik’ başarıya yol açan ‘yanılgılar’ın da üstünden atlamamak gerekiyor.

2015 için yapılacak bir Türkiye-Kürdistan-Bölge değerlendirmesi Haziran ve Kasım’daki iki büyük kırılmaya, “zafer” ve “yenilgi”ye işaret koyarak ilerlemeli. Ve bir kez de “devrimlerin değil, o yenilgiler olmaksızın kurtulmanın mümkün olmadığı kişiler, yanılsamalar, düşünceler ve tasarıların yenik düştüğünü” söyleyen Marx’a kulak vermeli: “Devrimci ilerleyiş, kendi doğrudan kazanımları ile kendine yol açmadı; tersine, güçlü, birleşik bir karşıdevrim ortaya çıkartarak, yıkıcı partinin kendisi ile savaşarak; kendisini gerçekten devrimci bir parti durumuna getiren bir hasım yaratarak kendine yol açtı…” Temmuz ayından beri yaşadığımız tam olarak budur. Sermayenin dinci-muhafazakar temsilcileriyle geleneksel siyasetin ve ideolojik devlet aparatlarının en gerici güçlerinin birleştiği “islamo-faşist” iktidar alaşımı, halk güçlerinin haziran ayında gerici iktidarı geriletmek için yarattığı siyasal ortamdan doğan krizi aşmaya çalışırken kuruldu ve kendisiyle –gerçekten– mücadele edenleri güçlendiren bir karşıdevrim odağı olarak doğdu.

Bu gerçeği en çok Kürt halkı yaşıyor. Türkiye’de İslamcı iktidara karşı ‘geçmişin ruhları’nı da omzunda taşıyarak ve bir başka egemen iktidarın konforunu özleyerek ‘direnç’ gösteren bazı ‘seküler-ulusalcı’ kesimlerin, epeydir karar alma süreçlerinden dışlanmış sanayi burjuvazisinin büyük kesimleri ve İstanbul sermayesinin, bu Kürt yırtığından aşağıya, ‘kanlı bir seccade’nin üstüne, kurtların dişine kan değen bir kör kuyuya düşmesi; gerçekten mücadele edenler için bir moralsizliğe, ümit kırılmasına değil, kristalleşmiş bir gerçeklik algısına yol açıyor. Bugün yine çocuklarını, gençlerini, yaşlılarını kurban veren, kural ve sınır tanımaz bir savaşın kuşattığı kentlerde cansız yavrularını beyaz bayraklarla kucaklarında taşıyan Kürtler; tarihsel gerçekliğin, bölgesel çapta ve uluslararası etkide bir çığa dönüşmüş akışının önünde duruyorlar. Şehirlere hâkim tepelere obüsleri ve havan toplarıyla, ara sokaklara tanklarıyla ve zırhlı araçlarıyla yerleşen, barikatlara tank atışı yapan güçler ise arkasında.

2014’ü, Kobani’de hem fiziksel olarak en önemli hem de simgesel olarak en anlamlı çarpışmasını ve nihayet zaferini ilmikleyerek geçiren; çağın büyük belası DAİŞ’le (ve tüm destekçileriyle) ölümcül kavgasında büyük bir moral üstünlük ve saygınlık kazanan Kürt halkı, 2015’te, yine onlarca evladını yitirdiği bir kuşatmanın altındayken, ama işte o ‘tarihsel akış’ın önündeyken yürüdü.

2015, şubat sonunda bir ‘mutabakat’la ilan edilen ve martta Diyarbakır’daki görkemli Newroz kalabalığında teyit edilen yeni bir mecraya girebilecekken; savaşı gerici iktidarın devamının tek yolu olarak gören bir iradi baskının bolca barutla tuzakladığı çatışma mecrasına dönüşün yılı oldu. İlkbaharda Diyarbakır, Mardin, Urfa ve Batman’da halkın üzerine “Artık Kürt sorunu yoktur” inkârının yalancı tanığı olarak sallanan “Quran’a Piroz”un, bir mevsim sonra top mermileri ve tank gövdeleriyle yer değiştirmesi, İslamcı siyaset erbabının ikiyüzlülüğü kadar çaresizliğini de gösteren bir dönüşümdür. Kürtçe Kuran’ını okuyup onun ‘yayıncısı’na oy vermek yerine direnişi seçen halkın ‘karşı’da yarattığı öfke, zırhlı araçlardan saçılan ölümün tetik mekanizmasıdır.

2016’ya bu ölüm kuşatmasında giriyoruz. Kürt halkının en yoksul, en alt sınıfları, çocuklarını birer kibrit çöpü gibi yakan savaş ateşinin ortasında, geleceğin ışığını yansıtan bir kararlılıkla doğruluyor. Zamanı gelmiş bir kurtuluşun önünde, işkenceli zindanların duramadığı gibi tankların da duramayacağını gösteren, pes etmez bir ‘acı eşiği’ bu… Bebelerinin cenazelerini gömemeyen ve her an başında, buzla ovalayarak çürümeden korumaya çalışan anaların gözyaşları zayıflatmıyor bu kararlılığı; aksine…

Çevrelenmiş sokaklarının içinde, körpe başları isyan barutundan birer kibrit çöpü gibi, ateşin karşısına çıkan gençler, tamamlanmamış ömürlerini armağan ettikleri bir devrime katılıyor üç kuşak sonra.

1982’de Diyarbakır zindanında, üç kibrit ateşinin tutuşturduğu dört canla yırtılan karanlık, artık tank paletinden ve obüs gümbürtüsünden korkmaz olmuş halkın gözlerini bir daha örtemeyecek gibi görünüyor.

Bugün, yarının habercisidir. Temmuzdan beri tahkim edilen ve kasımda resmen ilan edilmiş olan gerici koalisyon, büyük cüssesinin büyük güç anlamına gelmediğini bölgesel ve tarihsel gerçekliğin duvarlarına çarpıp yaralanarak fark etmeye başlamışken, direnişin ‘zayıf’ kibrit çöpleri kendi gücünü gösteriyor.

Bir yıl çok kısa, tarih için; ve bir yıl çok uzun tarihsel devrim-dönüşüm için. 2016 hepimize ‘kutlu’ olsun.