Ferda Koç, M. Ender Öndeş, Tarık Ziya Ekinci,
Amed Dicle, Mahmut Toğrul, Nil Mutluer, Ahmet Yaşaroğlu

 

‘BİR ARADA YAŞAMAK’ … NASIL?

 

Kürt sorunu ve ona bağlı ‘komplikasyonlar’ başta olmak üzere, Türkiye’nin fay hatları hep ‘bir arada yaşamak’ argümanıyla birlikte dile getirildi ve genellikle şöyle anlamlandırıldı: “Yüzyıllardır birlikte yaşayan insanlarımız yine birlikte yaşamaya mecburdur, aksi düşünülemez bile, mümkün değildir”!

Bir tür ‘rahatla(t)ma dayanağı gibiydi bu…

7 Haziran’dan bu yana yaşadığımız ve Kürdistan kentlerinde tam bir yıkım harekâtına dönüşen savaş, bugün geldiğimiz noktada ‘bir arada yaşamak’ argümanını da farklı boyutlarıyla yeniden tartışılır kılıyor.

Kürt sorunu bağlamındaki ‘tarihsel arızaları’ gözetmeden ve hele gidermeden, sadece tarihsel bir arada yaşamışlığın bundan sonra da bir arada yaşamanın güvencesi sayılacağı beklentisi, şimdi çok daha karşılıksız ve boşlukta artık…

Çatışma ve ‘toplumsal yarılma’ dinamikleri, çözümsüzlüğün biriktirdiği enerjiyle birlikte eskisinden çok daha hızlı ve aktif işliyor.

Sonuç itibariyle, her gün biraz daha yıkıcı ve yakıcı olan savaş, giderek daha da faalleşen ‘kopuş’ etkenleriyle birlikte, ‘bir arada yaşamak’ önermesinin ‘teskin edici’ etkisini de silip süpürüyor.

Görülüyor ki, ‘bir arada yaşamak nasıl mümkün olabilir?’ sorusunun yanıtı somut olarak verilmeden ve bu yanıt hayat içerisinde somutluk kazanmadan kimsenin kendisini rahatlatabileceği sihirli formüller yok.

Tîroj, bu soruya yanıt arıyor dosya sayfalarında?

Gelinen aşamada, bir arada yaşama fikrinin dayanakları neler olabilir? Ya da bu dayanaklar nasıl inşa edilebilir?

‘Artık birarada yaşanmaz’ (kopuş) duygusunu tetikleyen nedir?

‘Hendek kazan öfkeli Kürt gençleri’ midir meselenin kaynağı? 

‘Batı’nın, ‘bir arada yaşama’ konusundaki sorumluluğu nedir?

‘Bir arada yaşamak’ denilenin geçmişini, bugününü ve en önemlisi de geleceğini yeniden anlamlandırmanın izlerini sürüyoruz…