Röportaj: Serpil BERK
Tîroj Eylül / Ekim sayısı

Türkiye’nin tek Kürtçe yayın yapan çocuk kanalı Zarok TV, merkezi Diyarbakır’da olan, çizgi filmlerinin yanı sıra çocuk programlarının da yayınlandığı bir kanal. Yetişkinler için “Kürtçe konuşan Şirinler”, çocuklar için ise nihayet “anlaşılabilir bir dil” ile izledikleri çizgi filmler, Kürtçe bilmeyenler için ise Kürtçe’nin zenginliğini ve neler yapabileceğini bir kez daha kanıtlayan bir çalışma anlamına geliyor Zarok Tv. Çocukların da yetişkinlerin de dillerinde, iki yıla yakın bir süredir bu kanalın jenerik müzikleri dolanıyor. Genç ve hareketli kadrosuyla, çocuk kurumlarının desteğiyle içeriğini her geçen gün genişleten kanal, ilk kez Kürtçe animasyonlar ve çizgi filmlerini üretebilme hedefinde. Türksat üzerinden yayın yapan ve 42 ülkede izlenebilen Zarok Tv, bu hızla, Kürtçe konuşan Şirin Baba’nın yanında, kendi karakterleri ve renkleri ile ekranlarda olacak.
Zarok TV’nin genel yayın yönetmeni Dilek Demiral ile kanalın kuruluş aşamasını, geçen süre zarfında neler yaptıklarını, karşılaştıkları sorunları konuştuk.

Zarok TV ne zaman yayın hayatına başladı? Kanalın kuruluş amacı ve yayın politikasıyla başlayalım…
Yayına 2015 Newrozu’nda başladık. Öncesinde 1 yıldan fazla süren bir hazırlık dönemimiz vardı. Çocuk kanalı Kürtlerde önemli bir ihtiyaçtı. Baktığınızda Kürtçe yayın yapan haber kanalları, kültür-sanat kanalları var. Belirli bir yaş kesimi şu ya da bu şekilde dilini geliştirebileceği ve kendine hitap eden medyaya sahipti. Fakat çocuklara hitap eden bir kanal yoktu. Biraz da bu ihtiyaçtan doğdu Zarok Tv. Aslında her şey çocuklukta kazanılıyor ve kaybediliyor, tıpkı dil gibi. Yayın politikamızda çocuk dilini oturtmaya çalışıyoruz. Üstten dayatan değil, hisseden ve onun yaşamına dokunabilen bir bakış açısıyla. Dünyada çocuklar en çok hangi çizgi filmleri izliyor, hangilerini izlerken keyif alıyorlar buna dikkat ediyoruz. Dünya standartlarında bir yayın çizgisi oluşturmaya çalışıyoruz. Çocuk kanalı gerçekten farklı bir alan. Kategorize edilme var yaygın olarak. İşte mesela kız çocuklarının izlediği çizgi filmler, erkek çocuklarının izleyeceği çizgi filmler diye bir ayrıştırma var yoğun olarak. Biz toplumsal cinsiyet ayrıştırmasının olmadığı çizgi filmler, programlar seçmeye çalışıyoruz, yaygın olan bu kategorize edilme karşısında. Çocukların itaatkâr olmasını değil aksine yaşadığı dünyayı sorgulamasını, eleştirel olmasını istiyoruz. Bunu gözeten bir yaklaşımla hareket ediyoruz. Bizler hep bir tebaa kültürüyle yetiştirildik.Çocukların bunun dışına çıkmasına bir katkımız olursa, ufak da olsa bu bizim için çok değerlidir.

Çizgi film seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Belirleyici kriterleriniz var mı?
Toplumsal cinsiyet ayrıştırması olmayan, nefret söylemi barındırmayan, hiyerarşik olmayan, ayrımcılık söylemleri içermeyen çizgi filmleri tercih etmeye çalışıyoruz. Bunu yapmak gerçekten zor. Çünkü bu kriterlerde çizgi film bulmak dünya genelinde zor. Çocuk piyasası bu anlamda kapitalizmin en çok işlediği piyasa. Seçim yaparken ayıklaya ayıklaya gittik. Başarılı olduk mu bu konuda, tam olarak değil… Az önce bahsettiğim o genel durumlardan kaynaklı epey zorlandığımızı söyleyebilirim. Bunun tek yolu kendimizin çizgi film yapması fakat 2,5 dakikalık bir çizgi film bile birkaç ay sürebiliyor. Belki 5-6 yıl sonra kendi çizgi filmlerimizi yapabiliriz. Bunun çalışmalarına başladık.

Çocuk yayıncılığı uzmanlık gerektiren maliyetli bir alan. Pedagojik yeterliliği olan bir kadronuz var mı? Kadro bulmakta yaşadığınız sıkıntılarınızın yanı sıra mali sıkıntı ve zorluklar yaşıyor musunuz?
Özellikle televizyon yayına başlamadan önce sayısını hatırlamadığım kadar çok kişiyle konuştuk, fikirlerini aldık. Hepsini dâhil etmeyelim ama bu görüş alışverişi kısmında Türkiye’deki eğitimin vahametini gördük. Sadece var olanı kurtarmaya dönük bir eğitim veriliyor. Dolayısıyla çocuklarla ilgili bir çalışma yaparken bizim için, eğitimi tabii ki yadsımıyoruz, bu anlamda gerekli olan, çocuklar için gerçekten bir şey yapma noktasında istek duymak. Karşılaştığımız şöyle bir şey de var, kendi programımız için senaryo yazmamız gerekiyor ve bu noktada öğrenilmiş bir davranış biçimi var. Hemen ‘üstten dikte eden’ bir yaklaşım ortaya çıkıyor. “Çocuklar şunu şöyle yapmamanız lazım bunu böyle yapmanız lazım” gibi. Bu itici bir bakış açısı çocuk gözüyle baktığınız zaman. Biz çocukların kendi aralarında konuşup sohbet ettiği bir tarzı hayata geçirmeye çalışıyoruz. Amatör bir ruhla ama profesyonel esaslara göre sürekli yeniden öğrenmeyi esas alan bir ekiple çalışıyoruz. Tüm programlarımızda ilişkide olduğumuz birçok pedagogdan yardım alıyoruz. Kanalımız aynı zamanda Türkiye’de Kürtçe televizyon yayıncılığı anlamında ilklerden olan Denge TV’nin de sahibi olan Behçet Sevime ait. Reklam almıyoruz henüz çok fazla. Çocuk kanalı olunca epey seçici olmak gerekiyor. Önümüzdeki dönem için böyle bir planımız var. Reklam için rüştünüzü de ispatlamanız gerekiyor. Herkes her kanala reklam vermiyor.

Türkiye’de görsel medya üzerinde yasakçı bir yaklaşım varlığını sürdürmeye devam ediyor. Kuruluş aşamasında bu yaklaşımın üzerinizde bir etkisi oldu mu?
Kurulduğunuz günden bugüne devlet politikasında bir değişiklik olduğu söylenebilir mi? İlk yayına başladığımızda bölgede RTÜK toplantısı için yetkililer gelmişti. Televizyonumuzu da ziyaret ettiler hayırlı olsun demek için. Görsel medya üzerinde var olan baskılanmayı biz yaşamadık şu ana kadar. Fakat değişen bir şeyler olduğunu olumlu anlamda söylemek özellikle şu anki koşullar da zor. Bu biraz da uzun soluklu bir mücadeleyi gerektiriyor aslında. Belki bundan 15 yıl önce bu kanal olsaydı farklı bir tepkiyle karşılaşılırdı ama gelinen koşullarda bizim kanalımızı izleyen çocukların aileleri Kürtçenin konuşulması için çok ciddi bir mücadele verdiler. Bu biraz da verilen mücadelenin sonucuyla alakalı. Medya üzerindeki baskıların değişmek zorunda olduğunu düşünüyorum, böyle gitmez ve gitmemeli. Ama baskı durumu illa somut, fiziksel bir yönelim biçiminde olmak zorunda değil. Çok farklı biçimlerde karşımıza çıkabiliyor. Sadece Kürtçe yayın yapmaya çalışmak başlı başına birçok zorluğu beraberinde getiriyor. Bir kere siz halk olarak hâlâ varlığınızı ispat etmeye çalışan bir konumdasınız neredeyse. Şöyle bir örnek vermek isterim. TV yayını yaptığımız bir cihaz var. Bu cihaz Ericson tarafından üretilmiş. Biz Kürtçenin iki lehçesinde yayın yapıyoruz. Kurmanci ve Kırmancki. Dolayısıyla izleyicilerimiz hangi lehçede isterlerse kumandalarından değiştirerek istedikleri lehçede izleyebiliyorlar. Ama Ericson dünya dilleri listesine Kürtçe’yi koymadığı için dil değiştirme seçeneklerinde “Kur” ve “Zaz” olarak çıkıyor dil seçenekleri. Bununla ilgili birçok görüşme yaptık ama sonuç alamadık. Çünkü dünya dilleri listesinde Kürtçe yok. Bu da aslında tüm dünyada Kürtlerin nasıl görüldüğüne ilişkin bir veri. Hem de önemli bir veri.

Yerel yönetimlerin (belediyelerin) kültür birimleriyle ilişkiniz var mı?
Ortak çalışmalar yapıyor musunuz? Kürdistan’daki bütün belediyelerin çocuk birimleri var. Onlarla diyalog halindeyiz. Mesela belediyelere bağlı kreşlerle, çocuklara dönük konservatuvar eğitimi veren kurumların hocalarıyla sürekli diyalog halindeyiz. Sürekli çocuklarla iç içe oldukları için onların önerilerini önemsiyoruz. Çocuklarla yaptıkları çalışmaları çekip bize getiriyorlar mesela. Biz bunları olur olmaz diye tartışıyoruz ya da şurasını değiştirelim diyoruz. Bu anlamda bir sorumluluk duygusu da gelişmiş. Kürtçe bir çocuk kanalı olarak çocukların Kürtçe öğrenmesine sunduğumuz katkı, bu destek ve dayanışma halini geliştiriyor. Ailelerden/çocuklardan nasıl tepkiler alıyorsunuz? Olumlu anlamda geri bildirimler çok alıyoruz. Aileler özellikle bizim kültürümüzü anlatan programlar olsun diyor. Çocuğunun kendi dilini öğrenmesini çok istiyor aileler. Bu anlamda bir sorumluluk da yüklenmiş durumdayız. Tek başına yeterli değil tabii ki. Sonuçta bir çocuk kanalısın, yapabileceklerin sınırlı. Ailelerin bu yaklaşımı bir yandan bir basınç yaratıyor diğer yandan da yaptığın işin ne kadar değerli olduğunu görmende etkili oluyor. Çok ciddi bir motivasyon yaratıyor bu geri bildirimler. Nusaybin’de mesela o kadar çatışmanın içinde çadırda yaşamak zorunda kalan bir aile bir fotoğraf yolladı bize. Çocuk çadırda Zarok Tv izliyor. İşte bu bizler için çok anlamlı. Yine kanal için klipleri çocuklarla birlikte çektiğimizde çocukların kendi aralarında yarıştığına şahit oluyoruz,‘ez Kurmanci baş zanim’ diyorlar birbirlerine, diliyle barışan, öğrenmeye çalışan çocukları görmek bizim için büyük mutluluk.